23 Haziran 2013 Pazar

"esta muerto"



İNKÂR
Aşikârı saklayamazsın…
Üstünden yıllar geçer, sen değişirsin, o değişir, zaman değişir. Hayatlar alırsın hayatına, vücutlar değer vücuduna, başkalarıyla sevişir, başkalarıyla uyursun.  İçin değişir, değiştiğine de tüm gücünle, tüm varlığınla inanırsın. Sımsıkı sarılırsın yeni kendine. Bilirsin; eski eskide kaldıkça iyidir. Bilirsin; geçmiş acıtıyorsa, geçmemiştir. İçin değişmişse eskiyi düşünmenin faydası olmaz der mantık üzerine kurarsın yeni kendini. Sorular kalır aklında, sorular yer eder içinde, soramazsın, sormaman gerekir çünkü. Bilinmemesi gerekir bazı soruların cevaplarının.
Sonra günü gelir, o çok değiştiğine inandığın hayatının aslında bir adım bile değişmediğine şahit olursun.  Ufacık bile ilerleyememişsindir. Heyecanların aynı, sevmelerin aynıdır. Kırılırsın; kırılmaların bile aynıdır. Olduğun yerde olduğun kişisindir. İradesiz. Sevdiğin adam bile aynıdır.

ÖFKE
Kendine rağmen.
Kim suçludur şimdi? Kim haklıdır mesela? Kim doğru, kim yanlış? Bile bile yürümüşsündür o ateşe, ona kızarsın önce. Bile bile öpmüşsündür, sarılmışsındır, yanına uzanmış, yatmışsındır. Değiştiğine inandığın o içindeki kadını geri alırsın, koynuna sokar beslersin, haberin dahi olmaz. Bir an olsun düşünsen yine için sıkılır. Soramaz, kimselere anlatamazsın.
Tek başınadır savaşın. Kendine rağmen ve kendinle. Başkalarının yeri yoktur çünkü bu cenk meydanında. Yaptığın yanlışlar ve kararsızlıklar geçer gözünün önünden birer birer sayamazsın. Ettiğin yeminleri bozmuşsundur artık. El mahkûm kendini yalnız ve zavallı hisseder, bu duygudan kaçmak için başkalarına sarıldıkça bozarsın işleri. Başkalarını üzmek çözüm değildir, bilirsin. Kime gitsen sevemeyeceksin. Kimsenin seni sevmesine izin vermeyeceksindir.

PAZARLIK
Bilinmezliğin içinde.
Neden değişemez insan çok kırılmadan ve inancını tamamen yitirmeden? Neden bizi en çok kırana bağlanır kalırız da bizi sevenleri hep görmezden geliriz? Neden inatla aynı insanı bekler dururuz? İçten içe onun da hiç değişmediğine inanırken üstelik. İçimizdeki korkuları henüz bastıramamışken, henüz hala titrerken kalbimiz ve kırıkken, neden hala hayallerimizde aynı insan vardır?
Durup düşünsen bir saniye bile, için yanar. Hayalde kalmalı bazı anılar. Hiç gerçek olmamış gibi, hiç yaşanmamış gibi. Ama en olmayacak zamanlarda gelir aklına, yolda yürürken, uyumadan önce, uyandığın anda, yanında başkası varken, başkasıyla öpüşür sevişirken. Kaparsın gözlerini sımsıkı, avuç içlerinde tırnak izleri. Kaçmaya çalışırsın anılarından. Kaçmaya çalışırsın ondan. Nafile. Gözkapaklarının hemen ardında onun yüzü, burnunun ucundadır kokusu. Seneler boyu kaçmaya çalıştığın isim hafızanın en derinlerindedir.

DEPRESYON
Tadı kalır.
Kaç gece ağlamışsındır kim bilir. Yalnız kaldığın her sefer gözlerin dolar. Evden dışarı adım atamazsın çoğu zaman. Gecelerin nasıl geçer kimse bilmez. Sen ağladıkça ağlar, yalnızca kendine yaşatırsın bu acıyı. Düşünürsün, bu acı tek taraflıdır. Ve bilirsin bu acı hep tek taraflı kalacaktır. En korkuncu da yaşadığın bilinmezliktir. Yaşadığın yoksunluktur. Karanlıkta tek başınasındır gündüzleri de. Daha fazla ağlayamam derken anlarsın yanıldıklarını.
Her gün azap, her gün özlemdir. Bildiklerini bilmezden gelir de bilmediklerine saplanır kalırsın. Kendince cevaplar peşinde koşarsın. Alacağın cevaplardan korkar, susar kalırsın. İçinde büyüttüğün suskunluğunda boğulur, kaçamaz, koşamazsın. Görsen olmaz, görmesen içinde bir yangın. Sarılmasan olmaz, sarılsan içinde bir deprem. Öpmesen olmaz, öpsen içinde bir fırtına. Bile bile ölümdür bunun adı, intihardır.

KABULLENME
Kimi zaman tüketmek gerekir.
Saplanmışsındır. Kaç sene geçerse geçsin üstünden, bıraktığı yerdesindir ya en çok o acıtır canını. Bilir mi ki o da, hala umutlar arasında hayal bulutlarıyla dolaştığını? Elinden bir şey gelmez, bilinmezlikte yaşarsın. Kimsenin atacağı bir adım kalmamıştır hâlbuki. Seneler evvel söylenmeyenler çürümüştür bir köşede. İçinde kalanlar paslanmıştır. Hepsini yeniden yaşamaktan korkarsın ya ölesiye, pasları çözülür o anda.
İçin acır. Kalbindeki sızıyı daha geçek hiç hissetmemişsindir daha önce. Olur, olmaz zamanlarda gözlerin dolar. Aklında tek bir kişi, tek bir adam, tek bir isim, tek bir hayal. İçine atar da durursun.  Zamanla geçecek diyenleri hep haksız çıkarırsın istemeden. Hiç geçmez. Bilirsin ki hiç geçmeyecektir. Yana yıkıla içine attıkça büyür ateşin de, hiç konuşamazsın.
Konuşsan neye yarar hem? Ağzından kelimeler çıkamaz çoğu zaman. Gözlerinden dökülen yaşlarda saklıdır çünkü anlatmak istediklerin. Bilirsin ki, hiç gerçekten gözüne, sana bakmamıştır, çünkü baksa anlar. Baksa görür. Baksa bilir. Ama kaçaktır o. Hep kaçak kalacağını bilerek sevmişsindir onu. Olduğu gibi sevmiş, bu yüzden acılar çekmiş, bu acıya bağımlı olmuş ve sonunda kendini harcamışsındır.
Hayatta kendini tanıyamadığın kadar tanımışsındır belki de onu. Aynı şekilde o da seni tanır, bilir. O kadar iyi bilir ki seni, artık gidemeyecek kadar güçsüz olduğundan da emindir. Bağımlılığını kullanmayı da çok iyi bilir. Karşında durur, umutlusundur o an. Ve çeker gider. Geri gelir. Yine gider.
Bilir ki, sen güçsüz, sen aciz, sen iradesiz, sen yoksun bir bağımlısın. Damarlarında eksiklerini giderme peşinde bir bağımlı. Ve ortadadır ki, bu bağımlılık yalnızca seni tüketir. Ona keyif veren bu bağımlılık mıdır yoksa kendisini güçlü ve önemli hissettirmen midir bilemezsin. Ama bildiğin şey, asla kurtulamayacağın bu bağımlılık peşinde tüm mutluluklarını harcadığındır. Mutlu ilişkiler bozar, iyi insanları harcarsın bu uğurda. Gözlerin hep tek bir adamı ararken, sen yavaş yavaş tükenir, saplanır kalırsın.
Eminsindir. “Kimi zaman tüketmek gerekir. Olmayacağını bildiğiniz aşkları bile…”. Ama sen kendini tüketmekten, kendini yıpratmaktan başka bir şey yapmazsın. Elinden gelen bir şey yoktur ve sen erir bitersin.
Sevdiğin bilmediğindir. Bilemediğin sürece seversin.
Hep en sevdiklerin kanatır ve kanadığın müddetçe seversin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder