24 Kasım 2013 Pazar

can

Bazı zamanlar korkarım; kendimden mi, sensiz kalmaktan mı yoksa kafamda kurduğum felaket senaryolarından mı bilmem ama korkarım.

Kendimden korkarım mesela; her an gidebilirim çünkü, her an sıkılabilir, her an kaçabilirim. Harcayabilirim bizi. Sonra seni hatırlayıp, sana sarılmayı isteyebilir ve geri dönebilirim. Seni hiç unutmayabilirim bir ömür, ama yanında da kalamayabilirim. Gidebilirim, içimde seninle. Bana “gitme!” de.

Sensiz kalmaktan korkarım mesela; alıştığım dudaklarını bulamamaktan bir gün uyanınca. Sırtını öpemeyecek olmaktan, ellerini sıkı sıkı tutamayacak ya da ensende parmaklarımı dolaştıramayacak olmaktan. Gitme!
Ensende saçlarının başladığı yerde gezinen parmaklarım seni ararlar, gitme. Öpüşürken kollarına sıkı sıkıya sarılan kollarım seni bekler, gitme! Burnunu öpmek isterim belki, belki dudaklarını ya da omuzlarını, gitme! Başımı yana çevirip sana bakıp gülümsemek isterim belki inceden, sana hiç belli etmeden, gülemem gidersen, gitme! Gözlerim dolar belki, belki üşürüm, düşerim hatta, kırılır parçalanırım. Sen hiç gitme!

can

Bazen;
hiç beklemezken,
hiç ummaz ve hiç aramazken bulur seni aşk.
Bazen tutar,
kimi zaman bırakır.

Bazen;
kalbini kapamışken,
kırgın ve yorgunken bulur seni aşk,
yenilmişken.
Bazen kaçar,
kimi zaman kalırsın.

Bazen;
bazen hiç aklına gelmeyecek birini seversin.
Bazen bir yüz, bir çift göz, bir gülümsemedir görmek istediğin yalnızca.
Ve o yüz, o gözler, o gülümseme için
yaşar, nefes alırsın.
Bir dudaktan öpücük almak için.
Bir sarılma, bir ten kokusu, bir hayal.

Bazen;
sever ve sevilirsin,
ve bu çok nadir, çok kıymetlidir.
Çok korkarsın,
yitirmekten;
bir yüzü, bir çift gözü bir gülümsemeyi, bir dudaktan öpücüğü, o ten kokusunu.
Bazense bilirsin;
beklediğindir o.