İNKÂR
Aşikârı saklayamazsın…
Üstünden yıllar geçer, sen değişirsin, o değişir, zaman
değişir. Hayatlar alırsın hayatına, vücutlar değer vücuduna, başkalarıyla
sevişir, başkalarıyla uyursun. İçin
değişir, değiştiğine de tüm gücünle, tüm varlığınla inanırsın. Sımsıkı
sarılırsın yeni kendine. Bilirsin; eski eskide kaldıkça iyidir. Bilirsin;
geçmiş acıtıyorsa, geçmemiştir. İçin değişmişse eskiyi düşünmenin faydası olmaz
der mantık üzerine kurarsın yeni kendini. Sorular kalır aklında, sorular yer
eder içinde, soramazsın, sormaman gerekir çünkü. Bilinmemesi gerekir bazı soruların
cevaplarının.
Sonra günü gelir, o çok değiştiğine inandığın hayatının
aslında bir adım bile değişmediğine şahit olursun. Ufacık bile ilerleyememişsindir. Heyecanların
aynı, sevmelerin aynıdır. Kırılırsın; kırılmaların bile aynıdır. Olduğun yerde
olduğun kişisindir. İradesiz. Sevdiğin adam bile aynıdır.
ÖFKE
Kendine rağmen.
Kim suçludur şimdi? Kim haklıdır
mesela? Kim doğru, kim yanlış? Bile bile yürümüşsündür o ateşe, ona kızarsın
önce. Bile bile öpmüşsündür, sarılmışsındır, yanına uzanmış, yatmışsındır. Değiştiğine
inandığın o içindeki kadını geri alırsın, koynuna sokar beslersin, haberin dahi
olmaz. Bir an olsun düşünsen yine için sıkılır. Soramaz, kimselere
anlatamazsın.
Tek başınadır savaşın. Kendine
rağmen ve kendinle. Başkalarının yeri yoktur çünkü bu cenk meydanında. Yaptığın
yanlışlar ve kararsızlıklar geçer gözünün önünden birer birer sayamazsın.
Ettiğin yeminleri bozmuşsundur artık. El mahkûm kendini yalnız ve zavallı hisseder,
bu duygudan kaçmak için başkalarına sarıldıkça bozarsın işleri. Başkalarını
üzmek çözüm değildir, bilirsin. Kime gitsen sevemeyeceksin. Kimsenin seni
sevmesine izin vermeyeceksindir.
PAZARLIK
Bilinmezliğin içinde.
Neden değişemez insan çok kırılmadan ve inancını tamamen
yitirmeden? Neden bizi en çok kırana bağlanır kalırız da bizi sevenleri hep
görmezden geliriz? Neden inatla aynı insanı bekler dururuz? İçten içe onun da
hiç değişmediğine inanırken üstelik. İçimizdeki korkuları henüz bastıramamışken,
henüz hala titrerken kalbimiz ve kırıkken, neden hala hayallerimizde aynı insan
vardır?
Durup düşünsen bir saniye bile, için yanar. Hayalde kalmalı
bazı anılar. Hiç gerçek olmamış gibi, hiç yaşanmamış gibi. Ama en olmayacak
zamanlarda gelir aklına, yolda yürürken, uyumadan önce, uyandığın anda, yanında
başkası varken, başkasıyla öpüşür sevişirken. Kaparsın gözlerini sımsıkı, avuç
içlerinde tırnak izleri. Kaçmaya çalışırsın anılarından. Kaçmaya çalışırsın
ondan. Nafile. Gözkapaklarının hemen ardında onun yüzü, burnunun ucundadır
kokusu. Seneler boyu kaçmaya çalıştığın isim hafızanın en derinlerindedir.
DEPRESYON
Tadı kalır.
Kaç gece ağlamışsındır kim bilir. Yalnız kaldığın her sefer
gözlerin dolar. Evden dışarı adım atamazsın çoğu zaman. Gecelerin nasıl geçer
kimse bilmez. Sen ağladıkça ağlar, yalnızca kendine yaşatırsın bu acıyı.
Düşünürsün, bu acı tek taraflıdır. Ve bilirsin bu acı hep tek taraflı
kalacaktır. En korkuncu da yaşadığın bilinmezliktir. Yaşadığın yoksunluktur.
Karanlıkta tek başınasındır gündüzleri de. Daha fazla ağlayamam derken anlarsın
yanıldıklarını.
Her gün azap, her gün özlemdir. Bildiklerini bilmezden gelir
de bilmediklerine saplanır kalırsın. Kendince cevaplar peşinde koşarsın.
Alacağın cevaplardan korkar, susar kalırsın. İçinde büyüttüğün suskunluğunda
boğulur, kaçamaz, koşamazsın. Görsen olmaz, görmesen içinde bir yangın.
Sarılmasan olmaz, sarılsan içinde bir deprem. Öpmesen olmaz, öpsen içinde bir
fırtına. Bile bile ölümdür bunun adı, intihardır.
KABULLENME
Kimi zaman tüketmek gerekir.
Saplanmışsındır. Kaç sene geçerse geçsin üstünden, bıraktığı
yerdesindir ya en çok o acıtır canını. Bilir mi ki o da, hala umutlar arasında
hayal bulutlarıyla dolaştığını? Elinden bir şey gelmez, bilinmezlikte yaşarsın.
Kimsenin atacağı bir adım kalmamıştır hâlbuki. Seneler evvel söylenmeyenler
çürümüştür bir köşede. İçinde kalanlar paslanmıştır. Hepsini yeniden yaşamaktan
korkarsın ya ölesiye, pasları çözülür o anda.
İçin acır. Kalbindeki sızıyı daha geçek hiç
hissetmemişsindir daha önce. Olur, olmaz zamanlarda gözlerin dolar. Aklında tek
bir kişi, tek bir adam, tek bir isim, tek bir hayal. İçine atar da durursun. Zamanla geçecek diyenleri hep haksız
çıkarırsın istemeden. Hiç geçmez. Bilirsin ki hiç geçmeyecektir. Yana yıkıla
içine attıkça büyür ateşin de, hiç konuşamazsın.
Konuşsan neye yarar hem? Ağzından kelimeler çıkamaz çoğu
zaman. Gözlerinden dökülen yaşlarda saklıdır çünkü anlatmak istediklerin.
Bilirsin ki, hiç gerçekten gözüne, sana bakmamıştır, çünkü baksa anlar. Baksa
görür. Baksa bilir. Ama kaçaktır o. Hep kaçak kalacağını bilerek sevmişsindir
onu. Olduğu gibi sevmiş, bu yüzden acılar çekmiş, bu acıya bağımlı olmuş ve
sonunda kendini harcamışsındır.
Hayatta kendini tanıyamadığın kadar tanımışsındır belki de
onu. Aynı şekilde o da seni tanır, bilir. O kadar iyi bilir ki seni, artık
gidemeyecek kadar güçsüz olduğundan da emindir. Bağımlılığını kullanmayı da çok
iyi bilir. Karşında durur, umutlusundur o an. Ve çeker gider. Geri gelir. Yine gider.
Bilir ki, sen güçsüz, sen aciz, sen iradesiz, sen yoksun bir
bağımlısın. Damarlarında eksiklerini giderme peşinde bir bağımlı. Ve ortadadır
ki, bu bağımlılık yalnızca seni tüketir. Ona keyif veren bu bağımlılık mıdır
yoksa kendisini güçlü ve önemli hissettirmen midir bilemezsin. Ama bildiğin
şey, asla kurtulamayacağın bu bağımlılık peşinde tüm mutluluklarını
harcadığındır. Mutlu ilişkiler bozar, iyi insanları harcarsın bu uğurda.
Gözlerin hep tek bir adamı ararken, sen yavaş yavaş tükenir, saplanır kalırsın.
Eminsindir. “Kimi zaman tüketmek gerekir. Olmayacağını
bildiğiniz aşkları bile…”. Ama sen kendini tüketmekten, kendini yıpratmaktan
başka bir şey yapmazsın. Elinden gelen bir şey yoktur ve sen erir bitersin.
Sevdiğin bilmediğindir. Bilemediğin sürece seversin.
Hep en sevdiklerin kanatır ve kanadığın müddetçe seversin.